Röportaj: Başak Rızvanoğlu

Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim  Üyesi  Adem MAMAN ile  Nükleer tıptaki teknolojik gelişmeler ve aynı zamanda geçmişten geleceğe nükleer tıp hakkında röportajımız.

Adem bey  öncelikle kendinizden bahseder misiniz

Atatürk Üniversitesi tıp fakültesi nükleer tıp bölümünde çalışmaktayım. Doktor öğretim üyesiyim, on yıldır nükleer tıp  alanında çalışıyorum.

Nükleer tıp nedir ? Teknolojilerinden bahseder misiniz?

Nükleer tıp adından anlaşıldığı gibi nükleer maddenin kullanılarak hastaların tanı ve tedavisinin yapıldığı bir anabilim dalıdır. Burada teknolojiden bahsederken sanırım cihaz teknolojisinden
bahsediyorsunuz . Biz de kullanılan iki tane cihaz bulunmaktadır. Biri gama enerjilerini toplayan gama kamera ve anatomik korelasyon için bunlara entegre Bilgisayarlı Tomografi (BT) beraber birleştirilerek  SPECT (Tek Foton Emisyon Tomografisi)/BT şeklinde   kullanılabiliyor.

Bizdeki radyoaktif madde hastalara verildikten sonra, hastaların organlarında biriken radyoaktif maddeyi gama kameralar toplayarak  görüntü haline getiriliyor. Örneğin bir akciğer sintigrafisi  çekeceğimiz zaman akciğer  perfüzyon sintigrafisinde, akciğerin kanlanmasına bakıyoruz. Akciğer kanlanmasına bakarken, acaba bir damar tıkanıklığı var mı, bir emboli bulgusu var mı yok mu onu  değerlendirebiliyoruz, ya da kalbin kanlanmasına bakarak kalpte iskemi  ya da enfark dokusu var mı yok mu,  çok net bir şekilde  değerlendirebiliyoruz. Bir çok organın fizyolojik yapısını fizyolojik dışında bir hareket ediyor mu etmiyor mu, hastalıkla alakalı bir sıkıntısı var mı diye organları değerlendirebiliyoruz. Bir diğer cihazımız da Pozitron emisyon tomografi (PET),/BT cihazı. Pozitron emisyon tomografi (PET), ile  beraber entegre BT cihazımız bulunmaktadır. Yine aynı şekilde BT ile vücudun anotomik  görüntüsünü alıyoruz. Hemen peşinden PET ile tarama yapıyoruz. Pozitron emisyon tomografi (PET) cihazımız,  pozitron  enerjisini toplayıp  görüntü  haline getiren bir diğer cihazımız. Bu cihaz ile  genellikle kanser taraması yapıyoruz. Kanser  tanısını veya  tanı  konulmuş kanser hastalarında evreleme amaçlı PET çekimleri yapılıyor ya da tedavi edilmiş kanser  hastalarında tedaviye yanıt verip vermediğine dair PET/BT  görüntülemesi yapıyoruz. Ayrıca PET/BT ile kalp dokusunda canlı doku var mı yok mu bunu değerlendirmesini yapabiliyoruz.  Nükleer tıp da cihaz teknolojisinden çok biz de kullanılan nükleer maddeler önemli. Nükleer maddeler özellikle gama  kamerada organa spesifik olmalı. Bir organ çekimi  yapılıyorsa, onun fizyolojik durumuna bakacaksak tamamen gidip sadece o organı tutmalı,  diğer organları tutmamalı bunlar bizim için çok değerli.

Nükleer tıp da olmasını beklediğiniz yenilikler nelerdir?

Evet sağlıkta ciddi manada paradigmalar var, nükleer tıp da da ciddi paradigmalarımız oldu. PET/BT cihazından önce, onkologlar kanser  hastalarını tedavi ettikten sonra net bir değerlendirme  yapamıyorlardı. PET/BT günümüzde, kanser tedavi öncesi evrelemesi hem de tedavi yanıt olarak  ciddi paradigmalara yol  açtı. PET/BT ‘de kullandığımız Nükleer tıpta, teknoloji olarak  kullanılan nükleer madde çok önemli. FDG kullanıyoruz. Kanserin glikozu çok sevmesi ile alakalı bir şey. Bizim vermiş olduğumuz flora deoksido glikoz gidip kanser dokusunu tutuyor,  hem primer tümörlerin olduğu yerleri, hem de nerelere yayılmışsa o tutulum bölgelerini görüntü haline getirip bize sunuyordu. Ancak bazı tümörlerde özellikle mesela prostat  kanserinde ve nöröendeokrin tümörlerde biz bunlarda ciddi sıkıntılar yaşıyorduk. Bu tarz kanserler glikozu çok sevmediği için görüntülerde  de sıkıntı yaşıyorduk ama son birkaç yıldır bunun içinde yeni maddeler bulundu. Özellikle prostat ca da, prostat spesifik Mebran antijeni (PSMA) bulundu galyum 68’e bağlayarak hastalara verip prostat ca hastalarının evrelemesini çok daha iyi yapıyoruz. Hem tedaviye yanıt daha iyi değerlendiriliyor. Ayrıca bu tarz prostat kanseri hastalarımızda PSMA yı Lu- 177’ye ve AC-225 e bağlayarak hastaları tedavi edebiliyoruz. Nöroendokrin tümörlerinin de aynı şekilde galyum 68 Dota-tate ile tanı koyup evrelemesini yapıp,  tedavi sonrası değerlendirmesini yapıyoruz. Ayrıca dota-tate yi  Lutesyum- 177 ve aktinium-225’e bağlayarak, özellikle kemoterapiye yanıt vermeyen  nöroendokrin tümörlerini tedavi edebiliyoruz.

Nükleer tıp’ın gelecekte hastalara getirdiği faydalardan söz edebilir miyiz?

Şöyle nasıl ki prostat CA da yeni tedavilerimiz başladı, nöroendokrin  tümöründe yeni tedavilerimiz başladıysa,  Nükleer tıp da ciddi paradigmaların devam edeceğini düşünüyoruz. Son zamanlarda fibroblast ajanımız  var fabi. Fabi ile yeni görüntülemeler başlandı.  PET/CT  de kullanılan tümör görüntülemeleri ve fabi nin teranostik olduğunu düşünüyorum. İlerde tedavi edilemeyen sıkıntı yaşanan kanser hastalarında fabi ile belki aktinyuma bağlayarak  tedavi şansımız olacaktır. Nükleer tıp bu anlamda gerçekten gelecek adına güzel ümitler vermektedir.

Bu teknolojinin maliyete etkileri konusunda neler söylemek istersiniz?

Bunlar tamamen yurtdışı kaynaklı maddelerimiz olduğu için tabii ki maliyet olarak çok yüksek. Ama, bir hastanın tanısı erken konulduğu ve erken tedavi edildiği  zaman maliyet her zaman düşmektedir. Bir prostat CA’yı çok erken dönemde tedavi ederseniz, kullanmış olduğunuz ilaçların miktarı azalacağı için maliyeti azalmış olacaktır. Bu nedenle  erken tanı her zaman önemli, özellikle meme CA lar için, prostat CA arda da  farkındalık artırılırsa erken tanı ve tedavi ile  tedavi maliyetleri düşürülmüş olacaktır. Bizim kullandığımız ilaçların  çoğu nükleer madde ve  yurt dışı kaynaklı o yüzden maliyetleri biraz yüksek ve AC- 225 devlet destekli değil şu an devlet ödeme kapsamına girmiyor. Fiyatları çok yüksek  olduğu için her hasta bunu kullanamıyor. Şu an Lu-177 PSMA ve Dota date tedavisi devlet tarafından karşılandığı için şu an hastalara verebiliyoruz.

Ben şunu ümit ediyorum.  Antepte siklotron fabrikası kurulacak, yani nükleer madde üretebileceğiz.  Bu gerçekleştiğinde,  kendimiz üreteceğimiz için maliyeti düşürmüş olabiliriz. Bu bizim için çok güzel bir şey olacak hem hastalarımız için tabii ki. Maliyet çok önemli, maliyeti ne kadar düşük olursa kullanma miktarımız o kadar artmış olacak ve daha fazla hastaya ulaşmış olacağız

Bir prostat CA tedavisinde ciddi maliyetler  oluşuyor, bir hastanın devlet üzerine maliyeti yüz bin , iki yüz bine yakın. Bir prostat CA hastası daha tanının ilk etabında prostat bezine lokalize iken tümöre tanı konulabilirse direk operasyonla tedavi  edilmiş olacak. Maliyete etkisi, sonradan kullanılacak kemoterapi ve lütesyum 177 belki hiç kullanılmayacak. Hastanın tanısına sadece lokalize aşamada iken, prostatın kendi içindeyken tanı konulabilirse bu iş sadece ameliyatla kalacaktır.  Belki peşine radyoterapi uygulanacak . Ama onun dışında başka bir tedavi verilmeyecek hasta o şekilde kalacak.  Tanı erken konulduğunda ameliyat edilerek , başka bir tedavi almadan hasta ömür boyu yaşayabiliyor.

Covid- 19 sürecinde nükleer tıp’ta yaşanan deneyimlerinizden söz edecek olursak nelerden bahsedersiniz?

Covid- 19’un ilk çıktığı dönemlerde tabi herkes ciddi bir stres ve baskı altındaydı. Herkes de bir korku ilk etapta hava alanları kapandı. Tabi nükleer maddeler İstanbul’da üretiliyor, ya da Ankara’da üretimde. FDG nin bize gelişi uçakla günübirlik, gelmediği için ciddi sıkıntılar yaşadık. Hastalarımız panikledi yani bunlar tamamen kanser hastası. Sağlık Bakanlığı  ile konuştuk, bize hafta  1-2 defa ambulans uçakla nükleer madde gönderdiler. Hastalarımızın çekimlerine  o şekilde devam ettirdik, tabi bütün tedbirler alınarak, hijyen ortamı oluşturularak.  Daha sonra uçaklar açıldıktan sonra birikmiş olan bütün hastalarımızı hasta sayımızı artırarak gecelere kadar çalışarak tamamen eritmiş olduk. Bir sıkıntı yaşamadık aslında,  sadece havalimanlarının kapanması dolayısıyla bizi biraz aksattı, ama ondan sonra çok hızlı bir şekilde çalışarak onu telafi ettik, bir sıkıntı olmadı

Bahsettiğiniz tanı ve tedavi süreçleri dünyada nasıl? Biz ülke olarak onların kullandığı teknolojileri  kullanıyor muyuz?  Bulunduğunuz il olan  Erzurum’ da bu konudaki durumu nasıl?

Şöyle tabii ki Amerika’da, Kanada’da, Avusturalya’da,  Avrupa’nın belli merkezlerinde bizden daha önce başlıyor tedaviler. Maddeler orada üretildiği için ve çalışmalar orada daha iyileri olduğu  için ilk etapta orada başlasa bile çok hızlı bir şekilde ülkemize gelmekte. Nükleer tıp camiasında çok kaliteli hocalarımız bulunmakta, onlar dünyada nasıl başladığı gibi tedavi yani çok kısa bir süre içinde neredeyse eş zamanlı Türkiye getirilmekte  özellikle İstanbul ve Ankara’da. Biz de Erzurum’da aynı şekilde ve  Gaziantep  gerçekten Dünya’da yapılan bütün uygulamalar aynı  şekilde orada da var. Aynı şekilde, teknolojik gelişmeler Türkiye’ye  geldikten hemen çok kısa bir süre sonra Erzurum’da uygulanmaktadır. Gelişmeler , ülkemizde Dünya ile neredeyse eş zamanlı olarak  takip edilmektedir. Yapılan teknolojik gelişmeler bizde de bulunmakta şu an Erzurum’da tanı ve tedavi açısından neredeyse bütün her şeyi yapmaktayız bu konuda hiçbir sıkıntı yok yani dünya ile ülkemiz neredeyse eş zamanlı ilerlemekte.

Dr  Öğretim  Görevlisi  Adem MAMAN
19 Mayıs Tıp Fakültesinden  2007  yılı mezun oldu. Iğdır Davlet Hastanesinde 1 yıl pratisyen hekim olarak görev yaptı. 2009 -2013  Yıllarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Nükleer Tıp  bölümünde Uzmanlığını alıp 2013 Yılında Tokat Devlet Hastanesinde Nükleer Tıp   bölümünü kurdu. Burada 2016 yılına kadar  görev yaptı. 2016 Yılından itibaren Atatürk Üniversitesi Nükleer Tıp anabilim dalında Dr Öğretim Üyesi olarak çalışmaktadır. Nükleer kardiyoloji ve onkoloji alanında kendini geliştirmiş , bir çok çalışma ve projede görev almıştır.